Bir Girişimcinin Günlüğü — Bölüm 2: Amazon Ormanı ve İade Cinneti

Bir Girişimcinin Günlüğü — Bölüm 2: Amazon Ormanı ve İade Cinneti

İlk bölümde, 2021’deki o meşhur kur şoku yüzünden NASA teknolojili distribütörlük masasını daha başlayamadan nasıl devirmek zorunda kaldığımı anlatmıştım. Küresel bir markayı ülkeye sokma rüyası kağıt üzerinde paramparça olmuştu ama içimdeki o kendi ticaretimi yapma hırsı hiç soğumamıştı.

Büyük distribütörlük bariyerine çarpınca direksiyonu anında Amazon’un içine, halihazırda dönen çarklara kırdım. Dedim ki: “Madem sıfırdan devasa ithalat yapamıyoruz, o zaman Amazon’da zaten listelenmiş, deli gibi satan ve trafiği hazır olan ürünlerin listelerine girerek (Buybox alarak) hızlıca kur üzerinden ciro üretelim.”

Ve e-ihracatın o balta girmemiş ormanına bu sefer perakendeci olarak daldım.

Plan teoride harikaydı. Trafiğe reklam bütçesi harcamayacak, zaten talebi olan satış getiren bir ürünü nakde çevirecektim. Tabii öyle rastgele, gözü kapalı bir ürünle de girmedim. Haftalarca satıcı yazılımlarını, pazar yeri metriklerini taradım. Sabah akşam “Hangi ürün daha hızlı dönüyor, hangisinin kâr marjı operasyonel giderleri kurtarır?” diye veri kazıdım.

Uzun araştırmalar ve analizler sonunda o noktayı vurdum: Oral B otomatik diş fırçası başlıkları. Marka zaten devasa, talep her zaman zirvede, sürekli tüketilen ve hızlı giden tam bir sarf malzemesiydi. “İşte aradığım kârlı ve hızlı dönen nakit akışı motoru bu” dedim. Hemen bütçeyi ayarlayıp orijinal malları çektim, hazırlıklarını yaptım ve Amazon’un FBA depolarına gönderdim. Ürünler listelendi, “Tamam” dedim, “çark dönüyor.”

Sahadaki Gerçek: Algoritma Savaşları ve Fiyat Kırma Cinneti

Ama teoride çok iyi gibi duran bu plan, Amazon’un acımasız algoritma mutfağında bambaşka bir kabusa dönüştü. Sahaya adımımı attığım an, karşımda iki büyük cephe buldum:

  1. Çinli Satıcılar: Arkasına devasa üretim güçlerini almış, fiyatlandırma botlarıyla kuruşu kuruşuna otomatik savaşan yapılar.
  2. Yerli Satıcı Cinneti: Aynı listeye giren, “üç kuruş az olsun ama benim olsun” mantığıyla hareket eden Türkiye’deki kontrolsüz fiyat kırma yarışı.

Piyasadaki o kör dövüşü tam olarak şöyle işliyordu: Ben ürünü gümrüğü, navlunu ve Amazon komisyonlarını hesaplayıp fizibiliteye uygun, makul bir fiyata, diyelim ki 29.99 dolara listeliyordum. Tam “Buybox bende, satışlar başladı” diye sevinirken, iki dakika sonra Buybox’ı tekrar kaybediyordum.

Bir bakıyordum, bizim yerli satıcılardan biri fiyatı sırf o satış kutusunu kapmak için 29.95 dolara çekmiş. “E hadi piyasayı, kâr marjını koruyalım” diyorsun, sen fiyatı 29.90 yapıyorsun; adam 10 dakika sonra gözü dönmüş gibi fiyatı 29.00 dolara çakıyor! Karşı tarafın matematiksel bir maliyet hesabı yoktu; kargo ücretini, Amazon’un gizli kesintilerini hesaplamadan, sadece nakit sıkışıklığıyla elindeki malı ne pahasına olursa olsun eritme cinneti vardı.

Ben gece yarısı bilgisayar başında manuel olarak cent hesabı yapıp fiyat güncellerken, karşımdaki Çinlilerin saniyede fiyat düşüren otomatik yazılımsal botları da devreye giriyordu. Sen düşüyorsun, bot daha altına düşüyor; yerli satıcı geliyor, hepsinin altına bomba bırakıyor.

Savaş öyle bir raddeye geldi ki, o rüyasını kurduğumuz tatlı dolar gelirleri yerini her ay tıkır tıkır işleyen acımasız depo ücreti (storage fee) faturalarına bıraktı. Stoklar erimiyor, kâr marjları tamamen sıfırlanıyor, nakit akışı tıkanıyor ve sistem adeta kendi kendini yiyordu.

“Lütfen Malımı Yakmak İçin Benden Ekstra Dolar Almayın…”

Ve o e-ticaret kabusunun zirve noktası geldi. Zararı durdurmak için operasyonu sonlandırmaya ve stokları tasfiye etmeye karar verdim. İşte o an Amazon karşıma geçip o unutulmaz faturayı kesti:

Ürünleri satamadığım ve depoda beklettiğim yetmiyormuş gibi; o ürünleri depodan geri çekmek ya da orada imha ettirmek için benden ürün başına ekstra dolar istiyorlardı.

“O gün bilgisayar ekranındaki lojistik paneline bakıp şunu söylediğimi çok net hatırlıyorum: ‘Lütfen malımı yakmak için benden ekstra dolar almayın…’”

O ikinci büyük tokat, bana girişimciliğe dair hayati bir ders daha verdi:

Başkasının kurallarıyla yönetilen bir platformda, fiyat odaklı bir savaş alanına giriyorsanız; kendi markanızı ve operasyonel bariyerinizi inşa etmediğiniz sürece sadece platformun ve botların kölesi olursunuz.

Bu vazgeçiş de benim için bir son olmadı. Aksine; bir sonraki aşamada platform bağımlılığından kurtulmak ve fiziksel operasyonun tüm risklerini üstlenerek tamamen kendi markamı yaratacağım o Perpa tozu yutmalı serüvene fırlattı beni.

Serinin Bir Sonraki Bölümü: Perpa Tozu ve “Dost Acı Söyler” Doğum Sancıları

Serinin bir sonraki bölümünde; hem fiziksel hem dijital dünyayı birleştiren, matbaa matbaa gezerek hammadde maliyetleriyle boğuştuğum, o dönemin parasıyla 60.000 TL’lik matbaa doğum sancısı çektiğim kendi tescilli markam “Dost Acı Söyler” oyununun ve perakende lojistiğinin gerçek hikayesini anlatacağım.

👉 3. Bölümü Okumak İçin Tıklayın

Bu seriyi kaçırmamak için: Girişimcilik, yazılım otomasyonları ve dijital pazarlama mutfağında sıfırdan nasıl sistemler inşa ettiğimi adım adım paylaşmaya devam edeceğim. Bölümleri kaçırmamak için profilimden bağlantı kurabilir, beni takip edebilir ve bildirim zilini (🔔) açabilirsiniz.

Yazıyı LinkedIn’de Görüntüle ↗

Tüm projelerim, güncel çalışmalarım ve hakkımda daha fazla detay için: www.berkgokturk.com/links

Öngörüler'e Geri Dön